Bugun...


Abdil KARAKUŞ

facebook-paylas
Hayatımızın Her Anı Bizim İçin Değerlidir
Tarih: 13-01-2020 08:48:00 Güncelleme: 13-01-2020 11:09:00


Kıymetli dostlar, Bu sefer bir hadisi şerif üzerinden sohbeti devam ettirmek istiyorum.

“Hiçbir kul kıyamet gününde, ömrünü nerede tükettiğinden, ilmi ile ne gibi işler yaptığından, malını nereden kazanıp nereye harcadığından, vücudunu nerede yıprattığından sorulmadıkça bulunduğu yerden kıpırdayamaz”. (Tirmizi, Kıyamet, 1)

Biz Müslümanız ve üzerimizdeki nimetleri boş heveslere kurban etmek keyfiyetimiz yoktur. Geçen günlerde yolum Ulucanlar Cezaevi Müzesi'ne düştü. Bir ziyarette bulunayım dedim. Girişten itibaren her anında ürpertici, her adımda umutsuzluğa sürükleyici görüntülerle karşılaşıyorsun. Sorgu odaları ve hücrelerden yükselen çığlıklara yürek dayanmaz. Koğuşları, gezinti alanlarını, mutfaklarını görüyorsun. Yatakhanelerde ve diğer yerlerde sergilenen, altında birkaç satırlık not düşülmüş resimler, her mahkumun kendine özgü bir hatıra eşyasının bulunduğu mekanlar... her birinin ayrı hikayesi, acı hatırası var.

Kimler yok ki, şair, edebiyatçı, tıpçı, siyasetçi, ilahiyatçı... Necip Fazıl’dan Deniz Gezmiş’e...

Gezinti ilerledikçe derin bir suya girmişsin, yüzme bilmiyorsun ve yavaş yavaş boğulmaya başlıyorsun gibi geliyor insana. Çıkışa doğru görüşme hücrelerine rastlıyorsun. Bir kişinin zor oturduğu, sesin karşıya ancak kablolu bir telefonla duyulduğu, arada çift cam bulunan bir mekan. Bilmem nice umutlar söndü, nice yürekler yandı, nice gözyaşları döküldü hesap edemiyorsun.

Tam çıkışa yöneldiğinde kendini berat etmiş, tahliye olmuş, kurtulmuş hissederken, karşına yağlı urganı sallanan idam sehpası (darağacı) çıkıyor. İster istemez dikkat kesiliyorsun. Yakından baktığında haklı-haksız onca insanın son sözlerini, son umutsuz bakışlarını canlandırıyorsun hayalinde.

“İşte” diyorsun. “Buraya kadarmış. Keşke şu anı yaşamamış olsaydım. Elleri böğründe, gözü yaşlı anababa, eş, evlat bırakmasaydım”. diyorsun.

İçeride her türlü insan gelmiş geçmiş. Sağcısı-solcusu, Türk’ü-Kürt’ü, Çerkez’i, yaşlısı-genci, okumuşu, kültürlüsü, köylüsü-şehirlisi, milletvekili-çobanı... Haklı mıydı, haksız mıydı onu bilemiyoruz. Ne sebeple oraya girdi onu da bilemiyoruz. Ama bilmemiz, anlamamız gereken bir şey var ki insan kendisini oraya götürecek söz ve fiilden uzak durmalı.

Gerçek manada haklı bir gerekçe olmadan ömrümüzün en kıymetli zamanının bir kısmını veya tamamını orada geçirmek kendi elimizin ettiğinden dolayı olmamalı. Bir anlık öfkeden, ucuz kahramanlıktan, bir anlık hevesten, adaleti kendin sağlamaya kalkışmaktan, bir ahlaksızlık dan dolayı...

Orası girmekle övünülecek, girmeye heveslenilecek bir yer değil.

Aziz dostlar! Biz Muhammed’in ümmetiyiz. Peygamberimiz bizlere, sahip olduğunuz nimetlerin hesabını verebiliyor olmamızı tavsiye etmiştir. Çünkü beden bize emanet, ömür bize emanettir. Yani nimetler bize emanettir.

Hayatımızın her anı bizim için çok kıymetlidir. Zindanlarda geçirme hevesinde olmamalıyız.





FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

GAZETEMİZ

Bizi Takip Edin :
Facebook Twitter Google Youtube RSS
YAZARLAR
ÇOK OKUNAN HABERLER
  • BUGÜN
  • BU HAFTA
  • BU AY
HABER ARŞİVİ
HABER ARA
YUKARI