bursa escort bursa escort bursa escort bursa escort bursa escort bursa escort bursa escort alanya escort antalya escort diyarbakır escort
istanbul escort bayan , escort bayan istanbul , şişli escort , kadıköy escort , beylikdüzü escort , sakarya escort escort sakarya
Bugun...


NEVZAT GÜLSOY

facebook-paylas
KAHVEHANECİ
Tarih: 05-12-2020 13:30:00 Güncelleme: 05-12-2020 13:31:00


Son zamanlarda patronun bize karşı tavrı değişmişti. Daha mesafeli ve daha soğuktu...

Kendisinin başka işi de vardı. Sadece akşamları  hesap yaparken görüşüyorduk. O akşamda hesabı gördük kalkıp gidiyorduk, "Durun!" dedi. Durduk, "Oturun!" dedi, oturduk. Bakın gençsiniz, önünüzde çok yol var. Bugün sizin için tarihi bir gün, hayatınız boyunca unutmayın! İki aydır çalışıyorsunuz ve hemşerisiniz iyi de anlaşıyorsunuz. Aranızın iyi olması sizin için iyi de, benim için kötü. Kemal garson olarak başladığında bu kahvehanede, sekizyüz, dokuzyüz adet çay satılıyordu. Daha sonra sen başladın, biriniz ocakçı diğeriniz garson, siz iyi anlaştıkça çay satışları kademeli olarak düştü...

Altıyüz, yediyüz arasında. Bir hesap yaptım, sizin kazancınız net, benim ki bürüt...

Altını çizdiğimiz zaman siz benden çok kazanıyorsunuz. En iyisi yollarımızı ayıralım, işiniz gücünüz rastgelsin deyip, anahtarları aldı. Vedalaşıp ayrıldık. 1980 öncesi Ankara'da üniversitede okuyorum. Memlekette, aynı lisede okuduğumuz, benden büyük olan komşumuzun oğlu Kemal de Ankara'da okuyor. O önceden ev tutmuş, arkadaşları ile birlikte kalıyor. Bende yanlarına yerleştim. Siyasi olaylar yoğun, okullar sık sık kapanıyor. Bizim Kemal de bu boşluklarda, kahvehane de garsonluk yapıyor. Bizim okulunda kapalı olduğu bir dönemde bana "Gel bizim orda çalış, ocakcı aranıyor" dedi. Yani çay demleyen...

Anlamadığımı söyledim. Öğrenirsin deyince başladım. Bir gün, iki gün derken işi öğrendim.

Kemal çay, kahve, oralet diyor, sayı söylüyor, bende veriyorum. Oda önüne bağladığı önlükten marka çıkarıp çaya, oralete birer marka, kahveye iki marka veriyor. Yüz adedi tamamlayınca devir oluyor.

İlerleyen zamanda ben on çay veriyorum. Kemal sekiz marka veriyor, eksik veriyor...

Önce anlamadım sonra anladım ki, biz resmen çalıyoruz...

Kızardım, bozardım itiraz ettim, sonra bende alıştım. Çokta garipsemedim. Çünkü Kemal bu, çaldıklarımızı cebine atmıyordu. Kahvehane kapanınca eve giderken, yolumuz üzerindeki, gar büfesinden: Fındık, fıstık. Çay, şeker, kahvaltılık alıyorduk. Hatta bir seferinde bal, kaymak bile almıştık...

Evde diğer arkadaşlarla hep beraber yiyorduk yani 'komün' hayatı yaşıyorduk. Son akşamda gar büfesine uğradık. Devamlı polis radyosundan arabesk müzik dinlerlerdi. TRT'de çalmak yasaktı. Müzik kesildi, kan anonsu yapıldı. "Hacettepe üniversitesi, hastanesinde kanamalı hasta için acil B Rh(-) kan aranıyor" diyordu. Önceleri olsaydı kan anonsuna dikkat etmezdim. Bugün işimize son verilmiş, hırsızlığımız affedilip bir iyilik yapılmıştı. O halde bende birisine iyilik yapayım dedim.

Kemale, "Hadi hastaneye gidip kan verelim, yolumuzun üzeri, benim kanım tutuyor." Kemal pek umursamadı "Biz varmaya ya kan bulunmuştur ya hasta ölmüştür" dedi. Ama yinede geldi.

Kan verdim, ikram edilen kek, meyve suyunu içip giderken, görevli "Gece vardiyası için yemekhanenin açık olduğunu, yiyebileceğimizi" söyleyince Kemalle göz göze geldik ve yedik...

Çıkışta kapının önünde patronun oğlunu gördük hayırdır deyince, babasına araba çarptığını, kan arandığını, kan grubununda zor bulunan negatif olduğunu ama bir hayırseverin anonsu duyunca, kan verdiğini ve ameliyata alındığını söyledi...





FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

YAZARLAR
ÇOK OKUNAN HABERLER
HABER ARŞİVİ
nöbetçi eczaneler
HABER ARA
Bizi Takip Edin :
Facebook Twitter Google Youtube RSS
YUKARI