SAHİ BU ÜLKE KİMİN?

Tarafsız bir gözlemciye izlenimlerini sorsak; bu milletin bir kesiminin vatan diye bir kaygısı olmadığı, başka kişisel,  intikamcı, nefret dolu, çıkara dayalı, gaflet ve dalalet içerisinde bir davranış sergilediklerini söyleyecektir.   Bir kesim ise vatanı, milleti üzerine hassasiyetle titremekte, ülkesini dimdik ayağa kaldırmak için çırpınmakta, adeta  yangın yerine dönmesinden korkmaktadır.  Elbette ki muhalefet içerisinde bu duygulara […]

Yayınlama: 01.07.2022
A+
A-

Tarafsız bir gözlemciye izlenimlerini sorsak; bu milletin bir kesiminin vatan diye bir kaygısı olmadığı, başka kişisel,  intikamcı, nefret dolu, çıkara dayalı, gaflet ve dalalet içerisinde bir davranış sergilediklerini söyleyecektir.

  Bir kesim ise vatanı, milleti üzerine hassasiyetle titremekte, ülkesini dimdik ayağa kaldırmak için çırpınmakta, adeta  yangın yerine dönmesinden korkmaktadır.

 Elbette ki muhalefet içerisinde bu duygulara sahip olanlar da vardır; ama, gerek nefretten, gerek inattan, gerekse dar ufka hapsolmaktan dolayı vatanı ve ülkenin bekasını geri plana atanlar vardır.

İnsan bu manzara karşısında sormadan edemiyor; ” Sahi bu ülke kimin”?

 Bu kesimin bir kısmı, bu zamana kadar vatan, millet, milli onur ve değerler, hizmetler konusunda hep düşmanca tavır sergilediler; engelleme yoluna gittiler, bu uğurda onursuzca canla başla mücadele ortaya koydular.

  Doğruya doğru, eğriye eğri diyemediler.

 En yakınlardan bir örnek verelim: Nato meselesi…

  Rusya tarafından, Ukrayna’da yaşatılan vahim durumdan korkarak; alel acele İsveç ve Finlandiya gibi Rus hedefinde olan iki ülke; Nato’ya başvurarak kendilerini koruma altına alma yoluna gittiler.

  Bu iki ülke bu zamana kadar, Türkiye aleyhine çalışan ne kadar terör örgütü varsa sahip çıktılar, ülkelerinde koruyup  kolladılar, Türkiye’ye silah ambargosu  koydular.

 İlahi kader tecelli etti, baykuştan kaçan titrek, ürkek iki güvercin gibi Türkiye’nin kollarına attılar kendilerini.

  Aceleleri vardı, zira Ukrayna’nın başına gelenler ortadaydı ve ateşin kendilerine sıçraması an meselesiydi.

 Nato’ya girmeleri otuz küsür üyenin onayına  bağlıydı. Daha önceleri terör ve teröristler , silah ambargosu konularında sayısız görüşmeler yapılmasına rağmen, ülkemizin talebine tepeden bakmışlar ve olumsuz yaklaşmışlardı.

 İşte, Türkiye lehine fırsat doğdu ve mevcut problemler varken, bu ülkelere onay verilmeyeceği, veto hakkının kullanılacağı en yüksek ağızdan ifade edildi.

 Bu durum, hem bu iki ülkeyi, hem de ABD ve Avrupa’yı derin bir endişeye sevk etti, Akın akın ülkemize tabiri caizse yalvarmaya geldiler.

 Başta Cumhurbaşkanımız olmak üzere, bu fırsatı iyi değerlendirme yoluna gittiler, veto kozunu iyi kullandılar.

 Nihayet, Madrid’te Nato Genel Sekreteri gözetiminde, İsveç ve Finlandiya ile dörtlü masa kuruldu ve dünya kamuoyu önünde imzalar atıldı, taahhütler alındı.

 Bu bir memorandumdu. Türkiye’nin vetosuna,  ihtarına, uyarısına uygun olarak öne sürülen tüm maddeler kabul edildi ve dünyaya deklere edildi.

  Uluslararası kamuoyunda ülkeler ticari, ekonomik, siyasi, coğrafi konularda anlaşma yaparlar ve buna bağlı kalınarak bir süreç devam eder. Anlaşmayı ihlal durumunda bağımsız hukuk sistemleri, hakem heyetleri, uluslararası mahkemeler devreye girer. Bir ilerisi ise, kimsenin istemiyeceği; savaştır.

   Bu şartlarda ülkemizin yapabileceği bir tık ileri hamle yoktu. On maddelik bir anlaşma yapıldı. Özellikle dokuzuncu maddede Fetö, Ypg/Pyd ilk defa  dünya kamuoyu önünde terör örgütü kabul ediliyor,  bu konuda üçlü daimi mekanizma kuruluyor, teröristlerin faaliyetleri ve iadesi konusunda ortak bir çalışma yapılıyor olacak.

 Bu anlaşmayı, başta bu iki ülkenin medyası olmak üzere tüm Avrupa medyası Türkiye’nin zaferi olarak duyurdular.

   Bizi kahreden, her zaman olduğu gibi, ülkemizdeki muhalefetin, kimi yazarların, akademisyenlerin seviyesizce, rezilce, millilikten uzak söylem ve itirazları olmuştur.

 Tüm dünyadaki algının tersine, bu güruh, bu anlaşmayı bir teslimiyet ve boyun eğme olarak ifade ettiler. Yuh be küflü beyin  ve düşünce sahipleri! Yazıklar olsun!

 CHP grup başkanvekili Engin Altay: Erdoğan her zamanki gibi efelenmiş, beylik sözler söylemiş ama imzayı atmıştır.

  İyi Parti grup başkanvekili Musavvat Dervişoğlu: Batıya teslim olunmuştur derken seviyelerini ve ülke sevgilerini(!) ortaya koymuşlardır.

  Vay efendim Erdoğan imzalamam demişte, neden boyun eğmiş! Her ülke, hatta ticaret yapanlar bile çıtayı yüksek tutarak alabileceği en yüksek kazanımı almaya çalışır. Cumhurbaşkanı da aynısını yapmıştır.

 Anlaşmaya uymazlar itirazına verilecek bir cevap yoktur. Dünya konjonktürü ve sistemi böyledir ve böyle işliyor.

 Bu  zaman içerisinde bu anlaşma, her ülkenin meclisinden onaylanıp geçecek. Eğer ki, bu iki ülke anlaşmaya uymayıp, ilk ciddi ve etkili  icraatlar yapmazlarsa; Cumhurbaşkanının dediği gibi, Türkiye Büyük Millet Meclisinden onay alamazlar.

 Gerçekler bu, ülkemizin hali de bu ne yazık ki!

REKLAM ALANI
Bir Yorum Yazın

Ziyaretçi Yorumları - 0 Yorum

Henüz yorum yapılmamış.